Dünya, son yüzyılın en büyük ve en önemli değişimlerinden birini yaşıyor. Jeopolitik gerilimlerin arttığı, ülkelerin ekonomik olarak birbirlerine duvar ördüğü ve güçlü olanın hukuk kurallarını zorladığı bir dönemden geçiyoruz. Böyle bir ortamda Çin Halk Cumhuriyeti tarafından yayımlanan “Daha Adil ve Eşitlikçi Küresel Yönetişim” başlıklı beyaz kitap, insanlığın ortak geleceği açısından önemli bir tartışmayı gündeme getiriyor.

Belgede dikkatimi çeken bazı bölümleri alıntılamak isterim:

“Evrenin tek bir Dünyası vardır ve bu, tüm insanlığın ortak yuvasıdır. Ülkeler yaklaşık 190 küçük teknede ayrı ayrı seyahat etmemekte, ortak bir geleceğin tek bir devasa gemisinde birlikte yol almaktadır. Ancak birlikte çalışıp birbirimize destek olarak küresel zorlukların fırtınalarını aşıp daha parlak bir geleceğe yelken açabiliriz.”

“Tek taraflılık ve hegemonyacılık yalnızca ağır zararlara yol açmakta, uluslararası hukuku ve uluslararası ilişkileri yöneten temel normları açıkça çiğnemektedir. Küçük ve zayıf olanlara zorbalık yaparak ve egemen devletlere karşı pervasızca güç kullanarak, bazı ülkeler ulusal çıkarlarını her şeyin üzerinde tuttuklarını, çifte standart uyguladıklarını ve kendi bencil çıkarları için uluslararası adaleti sorguladıklarını göstermişlerdir. Bu uluslar, bölünme ve karşı karşıya gelmeyi kışkırtarak ayrıcalıklı gruplar ve bloklar oluşturmakta, 21. yüzyılda, yüzyıllar önce yaptıkları gibi nüfuz alanları belirlemektedir. Bunu yaparak küresel kargaşanın başlıca kaynağı haline gelmişlerdir.”

“İnsanlık şimdi birkaç kritik soruyla karşı karşıyadır. Adalet ve hakkaniyet mi, yoksa orman kanunu mu? Açıklık ve karşılıklı fayda mı, yoksa tecrit ve karşı karşıya gelme mi? Hukukun üstünlüğü mü, yoksa güç siyaseti mi? Bu tarihsel dönemeçte sorumlu davranmalı ve doğru seçimi yapmalıyız.”

Belgede ortaya konulan yaklaşım, yalnızca Çin’in dünya görüşünü yansıtmakla kalmıyor; Türkiye’nin uzun süredir dile getirdiği daha adil bir dünya düzeni arayışıyla da önemli ölçüde örtüşüyor.

Çin’in ortaya koyduğu Küresel Yönetişim Girişimi (KYG), “geniş istişare, ortak katkı ve paylaşılan fayda” anlayışına dayanıyor. Bu yaklaşım, mevcut küresel sistemin sorunlarına dikkat çekiyor. Özellikle Birleşmiş Milletler’in temsil gücünün yetersizliği ve Küresel Güney ülkelerinin karar alma mekanizmalarında yeterince söz sahibi olamaması, sistemin en önemli sorunları arasında gösteriliyor. Dünya ekonomisinin yüzde 60’ından fazlasını oluşturan Küresel Güney’in küresel karar süreçlerinde hak ettiği ölçüde temsil edilmemesi, mevcut sistemin adalet ve meşruiyet açısından sorgulanmasına neden oluyor.

Bu noktada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kaleme aldığı “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” kitabında ortaya koyduğu düşüncelerle Çin’in yeni girişimi arasında dikkat çekici benzerlikler bulunuyor. Erdoğan’ın uzun yıllardır dile getirdiği “Dünya beşten büyüktür” yaklaşımı, küresel kararların yalnızca Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyesinin iradesine bırakılmaması gerektiğini savunuyor.

Erdoğan’ın özellikle Birleşmiş Milletler sisteminin meşruiyet, temsil ve etkinlik sorunlarına yönelik eleştirileri ile Çin’in küresel yönetişim sisteminde reform yapılması gerektiğine ilişkin yaklaşımı, aynı noktada buluşuyor. Her iki yaklaşım da mevcut küresel düzenin artık dünyanın değişen şartlarını tam olarak yansıtmadığını ve daha kapsayıcı bir sisteme ihtiyaç olduğunu savunuyor.

Türkiye ve Çin, farklı coğrafyalarda yer alsalar da küresel sistemin daha adil hale getirilmesi konusunda benzer görüşlere sahip iki önemli ülke olarak öne çıkıyor. Çin’in “egemen eşitlik” ve “gerçek çok taraflılık” vurgusu, Türkiye’nin “temsilde adalet” ve “insani diplomasi” anlayışıyla önemli ölçüde örtüşüyor.

Her iki ülke de ekonomik küreselleşmenin daha kapsayıcı olması gerektiğini savunuyor. Ticaretin, teknolojinin ve ekonomik ilişkilerin siyasi baskı aracı olarak kullanılmasının yalnızca ülkeler arasındaki gerilimleri artıracağına ve küresel refaha zarar vereceğine dikkat çekiyor.

Sonuç olarak, Çin’in Küresel Yönetişim Girişimi ile Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” ufku, farklı ifadelerle de olsa benzer bir hedefe işaret ediyor. Bu hedef; gücün değil adaletin esas alındığı, güçlü olanın zayıfı ezmediği ve her ülkenin kendi kaderini belirleme hakkına saygı duyulan daha dengeli bir dünya düzeni oluşturmak.

Türkiye ile Çin arasındaki stratejik iş birliği de yalnızca ekonomik ilişkilerle sınırlı görülmemeli. İki ülkenin küresel sistemin daha adil ve kapsayıcı hale gelmesi yönündeki ortak yaklaşımları, yeni bir dünya düzeninin şekillenmesinde önemli bir rol oynayabilir.

Çünkü kalıcı küresel barışın temeli adalettir. Daha adil bir dünya için atılan her adım ise yalnızca bir ülkenin değil, bütün insanlığın ortak geleceğine yapılan bir katkıdır.